Son dönemin popüler uygulamalarından ClubHouse, hâlâ sadece davetiyeli ve iOS kullanıcılarına açık şekilde yoluna devam etse de kullanıcı sayısı her geçen gün artıyor. Konuşmayı veya dinlemeyi sevenlerde bağımlılık yapan uygulama, bugün itibarıyla AppStore’un en çok indirilen sosyal ağ uygulamaları arasında 18. sırada.


Koronavirüs salgınıyla sık kullandığımız ifadelerden biri “sosyal mesafe”. Dilimize hızlı giren kelime veya kalıpların doğru olup olmadığı üzerinde çoğunlukla düşünmeyiz. Üstelik “sosyal mesafe”, kendi başına oldukça masum görünen iki kelimeden oluştuğu için ifade edilmek istenen şeyi doğru karşılayıp karşılamadığına dair ufacık bir şüphemiz dahi olmadı. Oysa, kastettiğimiz asıl şey “fiziki mesafe” olabilir mi?


Blog yazarı ya da YouTuber olmak istediniz ama trenin kaçtığını mı düşünüyorsunuz? TikTok veya Instagram fenomeni olmak için kendinizi eğlenceli bulmuyor musunuz? Influencer olmaya niyetlendiniz ama “artık yaşım geçti” mi diyorsunuz? Belki hiçbir zaman TED konuşmacısı olup o sahneye çıkamayacaksınız ama belki henüz vakit varken ClubHouser olabilirsiniz.


Adımlarımızı ağırlaştıran, mesleki gelişimimizi yavaşlatan asıl etken bir türlü vazgeçmeye cesaret edemediğimiz alışkanlıklarımız. Bazısı bizi biz yaptığını zannettiğimiz değerler, bazısı konfor alanımızın dışına çıkmamızı engelleyen alışkanlıklar, bazısı korkularımız. Aslında Ali Saydam’ın da dediği gibi “vazgeçmek, özgürlüktür”. Ve belki de geleceğimiz, bugün vazgeçebildiklerimizin üzerine kurulacak.

İnsanız, birçok şeye bağlıyız. Bilinçli ya da bilinçsiz şekilde, kendimizi bazı şeylere bağımlı hale getiriyoruz. Eskiye bağlı olduğumuz sürece yeniyi bulamıyoruz. Eskisinden vazgeçemeyince daha iyi bir geleceğe adım atamıyoruz.


“Durun ben doktorum!” diye herhangi bir kaosun içinde bağırarak yaralı birine müdahalede bulunanlara ya da “Durun ben avukatım!” diyerek kalabalığın içindeki bir mağdura yardım edenlere hiç imrendiniz mi? Peki ya konvansiyonel medyada da boy gösteren, magazin programlarına dahi konu olan ve “Ben YouTuber’ım” diyenlere, daha doğrusu “YouTuber’ım diyebilmelerine” iç geçirdiniz mi?

Bir uğraşı “meslek” yapan tanınırlık ve kazanılan paranın miktarı mıdır?

Türkiye’de niçin hâlâ “Ben bloggerım” demez, diyemez bir blog yazarı? Blog yazarıyım dediğinde “İyi de o ne? Tamam da asıl mesleğin ne?” sorularıyla karşılaşacak olmanın endişesinden mi bu şekilde tanıtamayız kendimizi? …


Bir blog yazarı ve dijital içerik üretici olarak benim için dijital arınma ne kadar mümkün, buna gerek var mı, tartışılır. İnternetin bana ne kadar gerekli, akıllı cep telefonu uygulamalarının hangilerinin benim için yeterli olduğunu ancak kişisel deneyimlerim ve ihtiyaçlarım dahilinde sadece ben belirleyebilirim. Bir doymuşluk, sürekli bilgisayarım, tabletim ve cep telefonumun ışıklı ekranlarına bakmaktan bıkmışlık (neyse ki akıllı saatim yok) ve zihinsel yorgunluk hissi içerisindeyim, hem de epeydir. Bu sebeple İnterneti ve dijital araçları hayatımda azaltmaya başladım.

Dijital arınma için aldığım kararın üzerinden aylar geçti. Bu sürecin başında dijital arınma yöntemlerimi anlattığım ilk yazımı yazdım. En keskin ve ayrıntılı kararlarımı…


Tarık ÇayırEvren Soyuçok

Başını kişisel bloğumda yazdığım bu yazının devamını Tarık Çayır’la yaptığım #internetgünlüğü podcastindeki Niçin hem kişisel bloğunda hem Medium’da yazıyorsun? sorumun bahanesiyle hem uzun süredir atıl bıraktığım Medium bloğumu güncelleyeyim hem de RSS’le takip edemediğim kaliteli Medium bloglarını takip edeyim diyerek buraya taşıdım.

Tarık, 2009 yılından beri tuttuğu boğuyla bağını hiç koparmamış ancak işi gereği diğer dijital mecralarda içerik üretmekten kendi bloğunu ihmal ettiğini fark etmiş. Bunu da 2019 yılının sonunda fark ediyor ve bloğu 2020 yılında hayatının tam merkezine alıyor.

Podcastteki sohbetimiz sırasında bir yazı hazırladığını ve Medium’da yayımlayacağını söylediğinde “Niçin kişisel bloğunda değil de Medium’da” diye sordum. …


e-vren günlüğü’nün 2015’in ilk 11 ayı verilerinde Google aramalarla gelenler ilk sırada. İkinci sırada doğrudan blogun adresini yazıp gelenler var. Üçüncü sırada yönlendirmeler var ve sosyal medya, gönderdiği trafikte dördüncü sırada yer alıyor.

Bu soruya bloglara trafik çekme veya tanınırlığı artırma açısından bakarsak sosyal ağlar bloglar için bir avantaj.

Ancak sosyal ağlar blogların daha hantal bir sisteme sahip olduğu algısına yol açtı.

Blogunuzda yazdığınız bir yazının okunması için artık onlarca sosyal ağ hesabında paylaşımlar yapmakla mesai harcıyorsunuz hatta bunun için para da ödüyorsunuz. Önceden e-postayla duyuru harici bir yol yoktu. Sesinizi sadece blogunuz aracılığıyla duyuruyordunuz. Arkadaşlarınız ne yazdığınızı merak edip…


25–31 Ocak 2016 tarihlerini kapsayan internet seçkilerinden oluşan internet günlüğü 2016/4 geçmiş bölümlere göre daha çok blog ve ilk kez birçok video içerikten oluşuyor. İşinize yarar en az 1 içerikle buradan ayrılmanız dileğiyle; kaynağını internetin, içeriğini e-vren günlüğü’nün oluşturduğu internet günlüklerinin yedincisinde iyi yolculuklar!

  • İnternet günlüklerine Alternatif Bilişim Derneği‘nin Türkiye’de İnternet’in Durumu 2015 Değerlendirme Raporu ile başlamak doğru olur diye düşündüm. Bir göz atın, sonra gelin nasıl olsa buradayız.
  • “Daha iyi bir internet için daha az internete girin.” İnternette orijinal içeriğin ölümü hiç bu kadar iyi yazılmamıştı.
  • Bu hafta Google‘ı biraz daha iyi anlama haftası olabilir. Google’ın doğruluğuna yürekten inandığı…

18–24 Ocak 2016 tarihlerini kapsayan 1.800’e yakın içeriğin okunmasıyla oluşturulan internet günlüğü 2016/3 için iyi okumalar diliyorum. Gördüğünüz yazım yanlışlarını, bozuk bağlantıları ve içerikle ilgili yorumlarınızı benimle paylaşırsanız çok sevinirim. ‘Daha fazla blog’ içeren internet günlüğü’nün yeni bölümü için sizi şöyle alayım:

  • Twitter tarihinde bir ilk gerçekleşti ve 19 Ocak günü Türkiye saatiyle 10.15–12.30 arası tüm dünyada Twitter devre dışı kaldı. Akıllara hemen komplo teorileri geldi; her benzer olayda olduğu gibi gözler yine Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu‘na çevrildi.
  • Dünya birkaç saatliğine de olsa Twitter’a ulaşamazken İran‘da sosyal medya için özgürlük çanları çalmaya başladı. …

Evren Soyuçok

Blog yazarı, editör

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store